SARAYÖZÜKÖYÜ WEB SİTESİNE HOŞGELDİNİZ YÖNETEN HÜSEYİN CANSEVER
   
 
  HİKAYE

Olayımız, çıplak bir tepenin
 kuzeye bakan yamacında, 
dam evlerden meydana gelmiş, 
ceviz ağaçlarıyla ünlü bir köyde 
geçer. Benli köyü, Sivas Ankara 
karayolunun 150. kilometresinde 
ve 7 km güneyinde yer alan,
 Yozgat Akdağmadeni ilçesinin 
hayvancılık ve tarımla geçimini 
sağlayan küçük bir köydür.

Olayın ne zaman geçtiği 
kesin olarak bilinmemektedir.
 Ancak olayda geçen başlık parası 
birimlerinden 1900’lü yılların başlarında
 olduğu tahmin edilmektedir.

Konumuz olan türkü, bazen seda, 
bazen hikâyesiyle birlikte çevre köylerde
 toplantılarda bozlak türünde söylenmektedir.
 On kıtadan fazla olduğu bilinen 
türkünün birçok kıtaları çevre halkınca 
unutulduğundan günümüze sadece
 üç kıtası gelebilmiştir. 
Kalan kısmının da kaybolmaması için
 yazılı hale getirmeyi düşündüğümüz
 türkünün, diğer kıtlarının da bulunup 
tamamlanması dilemekteyiz.

BENLİLİ ANİŞ

Aniş köyünün güze kızlarından biridir
 ve köy gençlerinin en gözde gelin adayıdır.
 Sinirli ve biraza da huysuz babası 
yüzünden, çok istekli olmasına
 rağmen kimse dünür gönderemez. 
Kısmet olacak ya, annesini babasını
 küçük yaşta kaybetmiş, kimi kimsesi
 olmayan, geçimini onun bunun 
gündelik işlerini yapmakla sağlayan 
Ali, bütün cesaretini toplayarak Aniş’i ister.

Kız babası, önceleri isteksiz 
gözükse de komşuların etkisi ile sonun da 
razı edilir. Böylece Aniş ile Ali nişanlanır.

Ali nişanlanır ama işin asıl zoru 
bunda sonra başlar. Kız babasının
 başlık olarak istediklerini temin edip 
ödemesine rağmen,
150 lirayı bir türlü ödeyemez.
 Aniş gibi bir kızla nişanlandığını 
düşündükçe çalışmalarını daha 
bir şevk ve heyecanla sürdürür. 
Tek amacı, başlığı bir an önce ödeyip
 Aniş’ine kavuşmaktır. 
Yıllardır ıssız olan yuvasını onunla 
şenlendirme düşüncesi Ali’yi mutlu etmektedir.

Günler, aylar, hatta yıllar geçer; 
Ali bir türlü başlık parasını ödeyemez.
 Bu gidişle temin etmek imkânsızdır. 
Kendi köyünde değil, çevre köylerde 
dahi para karşılığı iş yaptıran 
pek bulunmamaktadır.
 Günün şartları gerçeği 
çok az kişide nakit para bulunmakta ise de, 
o da Ali’nin eline geçmemektedir.

Her türlü gayretine rağmen temi 
edemediği 150 lirayı, af etmesi, 
yoksa hafifleterek başka şeylere 
ödeme imkanı için kız babasına 
ricalar gönderen Ali, bu konuda da 
başarılı olmaz.

Ali’nin başlık parasını ödeyemeyeceğini 
anlayan kız babası, komşularının
 ısrarları üzerine istemeyerek 
razı olduğu bu nişandan, başlık 
parasını bahane ederek kurtulmak
 ister ve Ali’nin nişanla ilgili çıktısını 
iade ederek nişanı bozar.

Bu olay Ali’yi karamsarlığa düşürür. 
Derdini kime anlatacak, 
kimden yardım umacaktır. 
Yalnızlığı çekilmez hale gelen 
köyün garibi Ali, bir gün evinin 
duvarı dibine oturmuş kara kara d
üşünürken, bir anda 
nişanlısının sesi ile ayıkır
. Helkesi kolunda suya giden Aniş,
 Ali’nin vaziyetine dayanamaz. 
Kızgın bir sesle;

- Ne o kara kara düşünüyorsun.
 Sen ne biçim erkeksin.

- Ben düşünmeyim de kim düşünsün.
 Yoksulluğun yüzünden seni de kaybettim.
 Elimden başka ne gelir.

- Üzülmene, kara kara düşünmene
 gerek yok. Ben seninim,
 senden ayrılamam; hiç kimse 
bizi birbirimizden ayıramayacaktır. 
Kaybedecek vaktimiz yok, en kısa 
zaman da kaçmamız, emelimize
 ulaşmamız gerek. Senin aczin, 
babamın inadı ve para tamahı 
yüzünden bıktım, usandım artık

Aniş’in beklenmedik teklifi Ali’yi
 heyecanlandırır, cesaretlendirir
 bir anda; yeniden canlanır. 
Lakin sakin düşününce tedirgin olur. 
Takip edilip yakalanabileceklerini, 
sonlarının kötü olabileceğini; 
kendisinin rezil perişan almasının
 önemi olmadığını, ama Aniş’ine 
yapılabilecek kötülüğe dayanamayacağını
 ileri sürerek teklifi kabul etmez.

Bütün tatlılığıyla ve sevecenliğiyle 
bir sürü dil döker Aniş, ne yapıp
 yapar Ali’yi kaçmaya razı eder. 
Akşam yunaklıkta buluşacakladır.
 Ali köyden bir at bulup sözleşilen 
saatte gelmek için oradan 
uzaklaşırken, Aniş bohçasını 
toparlamak üzere helkelerini su 
ile doldurarak evin yolunu tutar.

Delikanlının ümitsizliği az da
 olsa kaybolarak yeniden ümitle 
canlanır. Akşamın olmasını ve 
sonsuza kadar sevgilisine 
kavuşacağı anı heyecanla
 bekleyecektir. Ali için bundan 
sonra saatler geçmek bilmez. 
Bu heyecanlı ve dayanılmaz 
anı yaşayabilmeleri için gerekli 
olan atı bir an önce temin etmek ister. 
Köyde at sahibi olan evlerden birinden 
çıkar diğerine girer. Lakin asıl derdini 
kimseye anlatamadığı için ihtiyacını 
gideremez. Kaç kapıyı çaldıysa 
bir türlü at bulamaz. Yoksulluk ve 
kimsesizlik bir türlü yakasını bırakmamaktadır.
 Eline geçen bu fırsatı da mı kaçıracaktır? 
Bunu düşündükçe Ali kahrolur.
 Ümitsizce derdine çare olacak birilerini arar,
 durur.

Ali dolaşadursun, ortalık karamaya başlamıştır.
 Anlaştıkları saatte bohçasını sırtlayan 
Aniş, yunaklığa gelir. Ali’nin orda
 olmadığını anlayınca bir köşeye 
çekilip oturur ve yavuklusunu 
beklemeye başlar. Bir yandan da 
bel bağladığı gencin beceriksizliğini 
düşünerek kendi kendine hayıflanarak
 bekler, ümitsizlik içinde ümitle.

Bir müddet sonra karanlıkta bir 
atlı içeri girer. Aniş gelenin nişanlısı 
olduğunu zannederek ve heyecanla;

- Nerede kaldın, babamlar yokluğumu
 anlamadan bir an önce gidelim, çabuk acele et der.

Halbu ki gelen tütün kaçakçısıdır.
 Karanlık ve ıssız bir dam içinde
 kadın sesi şaşırtmıştır yabancıyı. 
Önce ne olduğunu anlamsa da 
istemiye istemiye “gidelim” cevabını 
verir. Aniş bir taraftan yakalanma korkusu,
 diğer yandan heyecan ve telaşla 
Ali zannettiği tütüncüyü sıkıştırmaya
 devam eder. Ne olup bittiğini 
anlamayan yabancı, alelacele 
atının tütün denklerini indirerek 
“atla gidelim” der. Aniş’i terkine 
attığı gibi, gecenin karanlığında
 konuşmamaya dikkat ederek, 
hızla köyden uzaklaşır. 
Dere tepe demeden karanlığın içinden,
 Ozan, Parmaksız, Karapınar, Babu,
 Çiçekli ve Çiçekli Höyük’ü gibi birçok 
köyün bazen içinden bazen görülürüz
 endişesiyle kenarlarından geçerler 
ve uzunca bir yol kat ederek, deveci
 dağına varırlar.

Bir yandan korku ve heyecanın etkisiyle,
 bir yandan da konuşulursa sanki takipçiler
 var da seslerini duyacakmış gibi 
düşündüğünden Aniş de konuşmaz
 tütüncüden şüphelenmez. 
Bu arada yavaş yavaş şafak sökmekte 
ve gün ağarmaya başlamaktadır.
 İşte ne olursa olanlar o anda olur.
 Aniş başından vurulmuşa döner. 
Ali ile değil de bir yabancı ile kaçtığını 
anlar anlamasına da neye
 uğradığını da şaşırır. 
Bağırıp çağırsa da kimseye sesini duyuramaz.
 Çaresiz tütüncünün eline düşmüştür.
 Uzun süre oturup ağlar, yalvarıp yakarır ama faydasız; yabancıya söz geçiremez. 
Gençliği ve güzelliği karşısında 
büyülenen tütüncü kararlıdır. 
Kendisini memlekete götürüp, 
evinin hanımı olmasında ısrar eder.
 Aniş çaresiz boyun eğerek, 
Tokat’ın Erbaa İlçesine kuma 
üstüne yeni bir gelin olmaya mecbur kalır.

Ali gecenin geç saatlerinde 
yunaklığa geldiğinde Aniş’i bulamaz.
 Evden çıkamadığını veya gelmekten
 vazgeçmiş olduğunu düşünerek çaresiz 
oturur ve ümitsizce beklemeye başlar.
 Gecenin sessizliğinde ayak seslerini 
duyabilmek için kulağı sestedir. 
Ama ne gelen, ne de giden vardır. 
Ali bitkin ve zelil bir şekilde bekleye 
dursun, sabahın ışığıyla birlikte
 yavaş yavaş çevre canlanmaya başlar. 
Bir müddet sonra köyde kopan velveleden
 anlar ki aniş kaçmıştır. Bütün bütün şaşırır. 
Nasıl olur, kendisi burada iken kiminle kaçabilir?
 Karmaşık düşüncelerle korktuğunun
 başına gelmesini düşünürken, bir de ne görsün; 
yunaklığın içinde rasgele atılmış tütün 
denkleri durmuyor mu? Yıllardır köye kaçak
 tütün getiren birinin işi olduğunu anlar. 
Tokat‘ın köylerinden gelen kaçakçılar 
sık sık köylerine uğramaktadırlar.
 Fazla söze gerek yoktur artık.
 Olan olmuş felek sillesini yine 
Ali’ye vurmuştur. Aniş’i kaçıranın
 tütüncü olduğunu anlar, 
Bütün çaresizlik ve bitkinlikle birlikte 
hüzün çöker üstüne. Olanca duygu 
yüklü bir şekilde oturur, elini kulağına 
atar ve içini dökercesine başlar söylemeye.


Sör sökün eyledi de Benli Düzü’nden

Ganlı yaşlar aktı aniş ala gözünden

Geç Babu Dağı’ndan, Höyük Özü’nden

İçtiğin sularda intizar Aniş



Eğri kılıç üstünede gınalı parmak

Ne müşkülmüş Aniş senden ayrılmak

Sana bir minnetim var Çekerek Irmak

Geçtiğin köprüler de intizar Aniş



Deveci Dağı derlerde yoluyun üstü

Uğrama Zile’ye Aniş yırttırın postu

Şaban Gayası‘ndan aşırdılar gınalı dostu

Geçtiğin yollar da intizar Aniş.


DERLEYEN : Nazmi ŞİMŞEK - Öğretmen


OLAYIN GEÇTİĞİ YER: Benli köyü

Saraykent / YOZGAT



Yozgat Pinari. - Selahattin boluk
HÜSEYİN CANSEVER
 
[umfrage]
BEĞENİN
 
Reklam
 
sarayözüköyü web sitesi hoş geldiniz
 
SARAYÖZÜKÖYÜNÜN
RAKİPSIZ TEK
WEB SİTESİ

HERKESİ
BURADA
GÖRMEK
İSTİYORUZ
HERKESE
SAĞLIK
NEŞELİ
GÜNLER

AREYYYYYYY OLLA
sarayözüköyü web sitesi hoş geldiniz
 
HÜSEYİN CANSEVER
sarayözüköyü web sitesi hoş geldiniz
 
BİZE ULAŞMAK İÇİN
cansever662009@hotmail.com
sarayözüköyü web sitesi hoş geldiniz
 
SİTE YÖNETİCİLERİ
HÜSEYİN CANSEVER
cansever662009@hotmail.com
 

=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=
SARAYÖZÜLÜLERİN BULUŞMA NOKTASI http://sarayozukoyu66.tr.gg AREYYYYY OLLA